FERHAN BABA ÖYKÜLERİ: SPAM MAIL KURBANIYIM.
Türkiye standartlarına göre eski bir internetçi sayılırım.
İnternetle haşır neşir olmaya başladığım 1998 yılından bu yana içlerinde Hotmail ve yahoo da dahil bir dolu e mail adresim oldu.
Bunlardan çoğunu unuttum gitti tabii.
Ama halen kullanmakta olduğum üç mail adresim var: biri yahoo, biri hotmail ve bir de “Ferhan Cafe” münasebetiyle kullanmakta olduğum info@ferhan.net .
Esas olarak -bir çoğumuz gibi- hotmail ve yahoo adreslerimi kullanıyorum.
Bildiğini gibi Hotmailin en güzel uygulamalarından biri de spam mailleri süzebilmesidir.
Bu süzgeç sayesinde benim hotmail adresime de neredeyse hiç spam mail gelmiyordu.
“Ferhan Cafe”yi kullanmaya başladıktan sonra info@ferhan.net adresini de Hotmail adresime yönlendirdim.
Böylece her gün baktığım Hotmail hesabımdan siteme gönderilen mailleri de görebilecektim.
Ancak maalesef info@ferhan.net adresim, spam maillerimi süzmüyordu.
Bu adrese gelen ne kadar spam mail varsa, doğrudan Hotmail adresime düşüyordu.
Hotmail de info@ferhan.net adresinden gelen mailleri spam kabul etmiyordu.
Böylece benim hotmailin gelen kutusu, ağzına kadar spam maillerle doluyordu.
Bu spam maillerin % 99′u Viagra satıcılarındandı.
Başlangıçta beş on maili silmek pek zor gelmediğinden, çok da umursamıyordum.
Ancak sonraları gelen mailler elliye, yüze, yüz yirmi beşe çıktı. Silmek de gitgide zorlaştı.
Üstelik hani sırnaşık sivrisinekler vardır ya, ne yaparsanız yapın gelip teninize yapışır, onun gibi ne yaparsam yapayım bu mailler gelen kutusunu doldurup taşırıyorlardı.
Günlerden bir gün, bazı bayan arkadaşların yanında maillerime bakarken olanlar oldu. Bir tanesi bilgisayarımdaki Viagra maillerini görüp “Amanın! Senin böyle bir problemin mi vardı? A-aaaaa!!!” diye çığlık atmaz mı?
Böylelikle kamu oyu önündeki herkese karşı yıllardır büyük bir efor sarferedek inşa etmekte olduğum “yırtıcı kaplan” imajım, 9 şiddetinde deprem yemiş kerpiç bir ev gibi bir anda yerle bir oldu!
Üstüne üstlük bir kadın tarafından!
Allah insanları kadınların diline düşürmesin.
Bu olaydan 48 saat geçmeden bizim ofise 48 km. mesafedeki işyerlerinde bile benim viagra kullanmak zorunda olduğum, hem de öyle az-buz değil, koli koli satın aldığım, hatta onun da fayda etmediği konuşulmaya başlamış!
Sizin başınıza gelse bu durum; bunun yanlış bir kanaat olduğunu nasıl ispat edersiniz?
Düşünün bir!
Ben de ne yapacağımı şaşırdım.
Ben şaşıradurayım; bayan arkadaşlar artık benden öyle fazla çekinmemeye, makyajdan ağdaya, her kadınsı konuyu yanımda hiç çekinmeden konuşmaya başladılar.
Artık beni kendilerinden biri sayıyorlardı besbelli.
İstediğim kadar maço ve zampara erkek pozları atarak lisan-ı hal ile “Kızlar! Korkun ulan benden! Ben tehlikeliyim! Bir öksürsem bir kaçınızı bir anda hamile bırakırım” diye feryat etsem de, artık karizmam çizilmiş, süngüm düşmüş, bütün prestijim iki paralık olmuştu.
Dedikoducu bayan iş arkadaşlarım yüzünden erkek arkadaşlarım da bu “viagra” meselesini öğrenmişlerdi.
Onlar da artık beni pek kendilerinden saymıyorlardı.
Erkeksi konularda lafa girecek olsam “Sen ne anlarsın?” diye tepki gösteriyorlardı.
Enikonu dışlanıyordum yani.
İşte tam o günlerde, kendimi depresyondan işime verdiğim bir gün, üst kattan, kendisiyle hiç bir samimiyetim olmayan, “King Size” daha doğrusu “ayı size” olarak isimlendirebileceğimiz zampikliği ile ünlü hafif bıçkın bir arkadaş benim masama gelip ara ara sohbet etmeye başladı.
Bu adamı bıçkın tavırları sebebiyle hiç sevmezdim.
Ayrıca boyutları itibariyle da biraz tırsardım doğrusu..
Üstelik beni sıklıkla ziyarete gelmesi, daha da fazla rahatsız etmişti beni.
Bıçkın herif kadınlara gösterdiği ilgiyi bana da göstermeye kalkabilir mi acaba diye içimden geçiriyordum.
Bir de zaten bütün şöhretim yerle bir olmuş durumdaydı.
Bir de bir erkekle, -hem de bu erkekle- abuk sabuk dedikodular yapılacak, adım çıkacak diye ödüm patlıyordu.
Bir iki sohbet sonrası bana fısıldayınca sebebini anladım:
“- Abi, benim de bir arkadaşım arada ihtiyaç duyuyormuş, ama almaya çok utanıyormuş, şu senin viagralardan bana birkaç paket getirtebilir misin? Parası neyse vereyim!”
Aslında adamın üstüne yürüyüp parçalamam gerekiyordu ama şu sıralar dayak yemek istemediğim ve ne diyeceğimi de bilemediğim için “- Bir bakayım” diye cevap verdim.
Bakayım da nereye bakayım?
Bu saatten sonra artık herife “hayır” da diyemem.
Mecburen “-Allah kahretsin! Adımız çıktı dokuza” diye düşünerek hotmailime o gün gelmiş olan yüzlerce spamcı viagracılardan birine sipariş verdim.
İki gün sonra 3 paket geldi.
Ben de fiyatının üzerine % 100 karımı koyarak bizim bıçkın ayıya mesai saati sonrasında, etrafta hiç kimsecikler yokken tabii; sattım.
Ayı kardeş çok memnun oldu. Defalarca teşekkür ettiği gibi bir de elimi öpmeye kalkıştı.
Ne kadar hamiyetperver iş arkadaşlarımız var değil mi? Arkadaşının ihtiyacını karşılamama bu kadar sevinmesiniyorlar… Gerçi bu kadarını biraz tuhaf buldum ama bu viagra satışından yaptığım kazanç keyfimi yerine getirmişti.
Zaten üç kuruş maaş alıyordum şunun şurasında..
Harçlığımı da bu adamdan sağmıştım.
Bir iki gün sonra kamuoyunda “Cilveli Necmiye” olarak tanınan üst katın bayır gülü, durup dururken gelip benimle sohbet etmeye başladı.
Sohbetini açık saçık fıkralarla da süslemeye başlamasın mı?
Başlangıçta “Ulan bu kadın beni fazla kendilerinden sayıp iyice işin turşusunu çıkarıyor” diye düşünmeye başlayıp sonrasında ”Abi bu kadın bana alenen asılıyor; demek artık bayanlar arasındaki “yumuşakça” imajım siliniyor” şeklinde düşüncelerime devam ettim.
Keyiflendim.
Ancak Necmiye’nin de derdi aynıymış.
“- Kız Hüseyin, sen de bizden sayılırsın; şu senin viagralardan birkaç kutu lazım. Bir arkadaşımın kocası için! Bana buluversene…” demesin mi?
Şimdi şu kadını kaldırıp balkondan aşağı atmak, üzerine de 8 kova kaynar su döküp kuduz köpekleri de ziyafete davet etmek lazım!
Ama olmaz tabii!
“- Tamam; bakarız” dedim mecburen.
Necmiye zil takıp oynar adımlarıyla teşekkür edip, bir de yanağımdan makas alıp merdivenlere yöneldi.
Ben de kör talihime, bilebildiğim en yakası açılmadık küfürleri sunarak, internetten bir kaç viagra siparişi daha verdim.
Necmiye’ye de viagraları % 100 karla okuttum.
Para kazanmak iyiydi, hoştu, ama insanın prestiji iki paralık olduktan sonra neye yarar?
Sonraki haftalarda ofisin girişinde kapıda bekleyen Hasan Efendi, iki mühendis, bir tekniker ile, beni kendilerinden biri saydıklarını tekrar tekrar vurgularayak bana yalakalık yaptıklarını zanneden bir kaç şıllık, bana viagra siparişi verdiler.
Tabii hiç biri kendisi için vermiyordu bu siparişleri.
Kimi halasının kocasının kayınbiraderi için, kimi eltisinin görümcesinin oğlu için, kimi kocasının askerlik arkadaşı için, kimi eşek sattığının bağ komşusu, kimi çaydan geçerken çamur sıçrattığı adam için!
Arkadaşlık bağlarının Türk toplumunda bu kadar güçlü olmasından ben de derin bir mutluluk duyuyordum.
Bunca pahalı olmasına rağmen, normal şartlarda 10 kuruşlık yardım etmek için 9 kere düşünen bu insanlar, mevzubahis bu sorun olunca seferber oluveriyordu.
Eşini, dostunu, akrabasını bu kadar çok düşünen bir toplumun üyesi olmaktan gurur duymaya başlamıştım.
Neyse ki benim etrafımda bu ilaca ihtiyaç duyan hiç kimsecikler yoktu.
Ben de doğal olarak bu kamu hizmetini küçük bir kar karşılığı yerine getiriyordum
Bu arada aylık kazancım, aldığım maaşın bir kaç katını bulmuştu.
Artık milletin beni hangi cinsel kategoride gördüğünü fazla umursamamaya başladığımı dehşetle farkettim.
Hatta belki beni böyle görmelerini tercih eder olmuştum.
Çünkü bu sayede müşteri profilim hem bayanlardan, hem erkeklerden oluşabiliyordu.
Tek korktuğum, konunun bizim Genel Müdür’ün kulağına gitmesiydi.
Gerçi Genel Müdür beni işten çıkartırsa, en fazla ben de aylık kazancımın beşte birinden olurdum.
Ama olsun.
Bu işyerinde çalışmak bana daha çok müşteri kazandırıyordu.
Günlerden bir gün Genel Müdür beni çağırdı.
Yüreğim ağzıma geldi ama gitmemek olmaz.
Paşa paşa gittim yanına.
Ateş saçan gözleriyle bana baktı.
“- Sen millete ilaç pazarlıyormuşsun öyle mi?” dedi sert sert.
“- Heweğyğ” gibi bir söz çıkmış ağzımdan!
Bir anda iş hayatım kafamdan bir film şeridi gibi geçti!
Birazdan patron beni şutluyor, ben de ömrüm boyunca kapı kapı gezip viagra satıyorum.
Böylece şehirdeki herkes, ayakkabı boyacısından simitçiye, bisiklet tamircisinden trafik polisine benim iktidarını yıllar önce kaybetmiş bir muhalif olduğumu düşünüyor.
Parmaklarıyla beni gösterip gösterip gülüşüyorlar.
Üzüntümden ülkeyi terkedip Paris’e yerleşiyorum ama orada da herkes bana gülüyor!
Ben de ceplerimden deste deste paralar fışkırırken hüzün içinde gidip kendimi Eyfel Kulesi’nin tepesinden atıyorum.
Ben bu hayallere dalmışken Genel Müdür gürledi!
- Oğlum bazen bizim bazı arkadaşlara da lazım oluyor bu meret. Kendileri de satın almaya utanıyorlar… Bana da üç beş paket getirtiver, ben onlara iletirim; parası da her neyse vereyim!”
Önemli not: Bu hikayemi kaynak göstermeden kullanmayı düşünenler! Allah sizleri Viagra bile iflah olmaz hale koysun inşallah! Ahirette gırtlağınıza yapışıp “Hakkımı ver hakkı!” diye feryat edeceğim! Haberiniz olsun!