FERHAN BABA ÖYKÜLERİ-KÖPEK BAKICISI
Türkiye’ye geçen yıl geldim. Çat pat Türkçe konuşabiliyordum. Arkadaşlarım sağolsun, bana zengin bir ailenin yanında iş buldular. Görevim ailenin köpeklerini gezdirmekmiş.
Aslında ben köpeklerden çok korkarım. Ama para kazanmam da lazım. Ne yapayım? Katlanırım, alışırım köpeklere de herhalde diye düşündüm.
Köpek gezdirmek, bir ailenin yanında “yardımcı” olarak çalışmaktan çok iyiydi. Çünkü bu Türkler bizim gibi kızları bulunca hemen sulanıyorlarmış, sonra ya fuhuş sektörüne alıyorlarmış, ya nikahlarına… Nikahlarına alınca bir güzel tesettüre büründürüp beş altı çocuk imalatı ve ömrünün geri kalanını dört duvar arasında geçirmesini istiyorlarmış.
Bu aile hiç değilse orta karar bir muhafazakardı. Evin erkeği ne eteğime, ne dekolteme karışıyor, ne de taciz ediyordu. Tek derdi köpeklerine iyi bakmamdı.
Evde dört köpek vardı. Her gün birini gezdirecekmişim. Benim bildiğim köpekler her gün gezdirilir ama bunlar her gün sadece birini gezdirmemi istiyorlar.
Aman! Bana ne. Ben alacağım paraya bakarım.
İşe başladığım ilk gün evin erkeği adam kocaman ve beyaz olan köpeği zincirinden tutup getirdi.
- “Bunun adı “Donum”dur. Dikkat et, koşmaya başladı mı arkasından ferrari ile bile yetişemezsin. Sıkı sıkı tut zincirinden! Sakın kaçırma! Şöyle bir etrafı dolaş gel. Fazla da uzaklaşma! Evden çıkarken de bana haber ver!” dedi.
Sonra da köpeğin kulağına eğilip:
- “Donum, bak bu yeni annen. Sakın onun sözünden dışarı çıkma, haydi biraz dolaş onunla, sonra da gel” diye fısıldadı.
Zaten korkudan betim benzim atmış, köpek de ağzını kocaman açıp üzerime atlamasın mı?
Neyse ki sadece yüzümü koca diliyle sulu sulu yaladı. Kalbim hop hop hopladı.
Tasmasından tutup bahçeden dışarı çıkarken seslendim:
- “Donum’u çıkarıyorum!”
Herif “-Güle güle!” gibi bir söz söyleyeceğine sadece kahkahalarla güldü.
Neşeli bir arkadaş bu besbelli.
Sonra gezmeye çıktık. Yakındaki bir parka girdik. Bu Türk köpeği olduğuna göre Türkçe biliyordur diye düşünerek köpeğe güzel sözler söylemeye başladım:
- “Aman da ne güzelmiş Donum! Sana dokunmak ne güzel. Bakın Donum’u çıkardım, biraz hava alması lazım! Bak şuradaki amca da Donum’a dokunmak istiyormuş. Ama öyle hırçınlık yapmak yok! Donum’u okşamak herkesin hakkı! Heey çocuklar, Donum’u sevmek ister misiniz?. Gelin size Donum’u göstereyim!” gibi konuşurken efendiden düzgün görünümlü adamın biri çıkıp köpeğe kaş göz hareketleri yapmaya başladı. Sordum:
- Donum’u beğendiniz galiba?
- Afedersiniz yanlış anladınız, ben sadece köpeğinize bakıyorum.
- Donum’u güzel bulmadınız mı yoksa?
- Valla eminim çok güzeldir, Bir görseydim daha rahat konuşabilirdim. Bana verebilir misiniz?
- Yok artık, ne diye Donum’u size verecekmişim? Zaten benim de değil. Sadece tüylerini okşamanıza izin verebilirim. Bütün gece havasız kaldı da onun için sabah çıkarttım.
- Demek sabah çıkarttınız. Ne güzel. Ne renk? Kırmızı mı? Dantelli mi?
- Ne kırmızısı canım? Bembeyaz! Görmüyor musunuz kocaman Donum’u?
- Valla doğru dürüst göremiyorum ne yalan söyleyeyiym. . Biraz bacak bacak üstüne atarsanız belki.. Hem neden kocaman olsun? Görünüşe bakılırsa ufak bir şey olması lazım.Fazla büyük olursa düşer müşer…
- Siz buna küçük mü diyorsunuz? Türkiye’de köpekler çok büyük herhalde. Yoksa fil kadar mı oluyorlar acaba?
- Durun bi bakayım küçük müymüş…
Bu sözlerden sonra gayet efendi görünen adam üzerime saldırıp eteğimi kaldırmaya kalmaz mı?
Neyse ki Donum çok kızdı adama. Kızgınlığını da tek sözle ifade etti: “HAV!”
Adam arkasına bakmadan kaçtı.
Türk erkeklerinin böyle sapık eğilimleri olduğunu önceden de duymuştum. Onun için fazla şaşırmadım. Tedbirli olup bu sefer gidip yaşlı bir kadının yanına oturdum.
Donum da yanıma yattı.
Kadın köpeğe bakıp duruyordu. Bakışlarından köpekten hoşlanıyor mu, yoksa korkuyor mu pek anlayamadım. Söze girmek için:
- Hanımefendi, Donum’u beğendiniz mi? dedim. Kadın:
- Ay üstüme iyilik sağlık! Bana ne senin kokmuş donundan Hanım? diye cevap vermez mi?
Anlaşılan bu Türklerin erkekleri sapık, kadınları nezaketsiz kazmalar!
Ne biçim millet bu yahu!
Köpeği aldım eve götürüyorum, bir koku aldı, yoldan saptı, yolun kenarındaki bir çukura girdi. Çekiyorum çekiyorum çıkmıyor. Aslında eşelense çıkacak ama çıkmaya niyeti yok. Ne varsa çukurda yani.
“Türkler yardımsever insanlardır” demişti arkadaşlarım. Hatta üç kız yanyana yolda yürürlerken civardaki her Türk erkeği “Bir yardım isteseler de etsek” diye aportta beklermiş. Bundan cesaret alarak yoldan geçen bir adama köpeği gösterip benim hakkımda yanlış bir şey düşünmesin diye en nazik ifademle: “- Afedersiniz, acaba çok rica etsem Donum’u çıkarabilir misiniz?” dedim.
Hay demez olaydım!
Adam sanki başka bir şey yapmasını…..
Devamı mı? Elbette var! Ama yakında….