FERHAN BABA ÖYKÜLERİ-YENİ YILDA HER NE YAPARSAN….

img002(C) Copywrite

Bu öyküden alıntı, çalıntı, forward, mail vb. her şey suçtur!

Yakalarsam!

Muck muck!

 

“-Yeni yıla girerken ne yapıyor olursan, bir yıl boyunca onu yaparsın. O yüzden yeni yıla eğlenerek, gülerek mutlu olarak girmeliyiz ki yıl boyunca mutlu olalım”.

 

 

Bu bilimsellikten uzak saçma ifadeyi 31 Aralık 1981 gecesi televizyonda  Halit Kıvanç’tan işitmiştim.

Tabii duyar duymaz burun kıvırdım.

Yok artık daha neler…

Tamam, etrafta beş duyumuzla algılayamadığımız zeki yaratıkların olduğuna şahsen ben de inanıyorum.

Bu yaratıkların kolumuzdan, bacağımızdan çekiştirerek bizi bir yerlere götürmeye çalıştıkları da açıkça görülüyor.

Ancak bu varlıkların  aslında sanal bir olgu olan yeni yıla girme anında ne yaptığımızı izleyip de yıl boyunca onu yapmamız için bizi zorladığını düşünmek çok aptalca!

 

Halit Kıvanç, bu yorumu yaptığında saat 23:30’du. Yeni yıla yarım saat kalmıştı. 1980 bitiyor, 1981’e giriyorduk. 12 Eylül darbesi olalı pek fazla bir zaman geçmemişti. Bahçede en yakın arkadaşımla ağabeylerimizden konuşuyorduk.

Benim ağabeyim şunculardandı, onun ağabeyi ise bunculardan.

Saat 23:47’de ağabeylerimizi savunurken kapışmaya başladık. 24:00’de sıkı bir kavga içinde dayak yiyordum.

Yani yeni yıla dayak yiyerek girmiştim.

 

Ocak ayının ortalarına doğru jandarmalarla polisler beni şunculukla suçlayıp götürdüler. Aslında siyaset hakkındaki bilgilerim nükleer fizik hakkındaki bilgilerimden çok da fazla değildi ama polisler nereden bilsinler?

Onlar için benim birinin kardeşi olmam dayak yemem için yeterli sebepti.

O karakol senin, bu karakol benim tutan götürdü, kapan götürdü.

Yıl boyunca bir  kamyon dayak yedim.

 

1985 yılı 31 Aralık günü arkadaşlarla öğrenci yurdunda eğleniyorduk.

O gece harika bir kızla tanıştım.

Ben dans etmesini falan beceremem ama kız da beni sevmiş olsa gerek sürekli dans ediyorduk. Daha doğrusu o dans ediyor, ben ise kültür-fizik hareketleri yapıyordum denilebilir.

Çünkü vücudum hakkında olsa olsa bir kereste kadar esnek olduğu söylenebilir.  Ama kızın yanında kendimi dünyanın en kıvrak adamı gibi hissediyordum.

 Yeni yıla dans ederek girdik.

 Ertesi sabah ilk işim kızı aramak olacaktı ama şansa bakın siz, o beni aradı. Bizim okulun dans kulübündenmiş. Beni de kulübe almak istiyormuş.

 Benim gibi dans eden birini dans kulübüne almayı düşünmeyi akıl, mantık, yetenek, iz’an gibi kavramlarla açıklamak kesinlikle mümkün değildi.  Tek açıklaması bu kızın bana aşık olmasıydı. Ben zaten onun için deli oluyordum.

1986 yılının büyük bir kısmı okulda dans kulübünde dans ederek geçti.

Yaz tatilinde bile okulun dans kulübüne haftada 6 gün gittim. Artık dans konusunda uzman sayılabilirdim. Yüzlerce dans türü öğrendim. Çoğunu mükemmelen yapıyordum.

Üstelik gündelik hayatımda normal işleri yaparken bile farkında olmadan dans ediyordum.

Dedesinin cenaze namazını kılarken  dans ettiğim için en yakın arkadaşımla aram bozuldu.  Mide ağrısı ile gittiğim hastanede ağrı içinde kıvranırken dans ettiğimi gören doktor beni psikiyatra sevketti. Ama olsun.

 Ancak benim kız ile bir türlü resmi “sevgili” olamıyorduk.

Çünkü kızın aklı fikri danstaydı. Ne zaman bir araya gelsek dans ediyoruz, bir yere gitsek uzun uzun dansediyoruz, başka da bir şey yapmıyoryuz.

Kızı her nevi Nuri Alçovari kötü niyetlerimle eve atıyorum, ilaçlı gazozuna kadar hazırlıyorum,  kapıdan girer girmez kız boynuma atlıyor ve dansa başlıyor, yatak odasına götürüyorum, ama sadece dans ediyoruz.

 Görünüşe göre bu kızla ileride evlensek bile dans etmekten ne çocuk yapabileceğiz, ne de başka bir şey. 

 Hayatımda hiç bu kadar dans etmemiştim. Aslına bakarsanız normal bir dansçı  bütün hayatında benim sırf 1986 yılında dans ettiğim kadar dans etmemiştir.

Sonunda 1986 yılı 31 Aralık gecesi küçük bir öğrenci partisi çerçevesinde arkadaşlarla bir araya gelecektik. Bir yıl geçmiş, buna rağmen kızla dans etme dışında “sevgili” kavramı kapsamında yer alabilecek hiçbir etkinliğimiz olamamıştı.  

Partiye kız bizim gruptan iki arkadaşıyla birlikte geldi. Önce beni bir güzel yanaklarımdan öptü. Galiba artık resmen sevgili oluyorduk. 

Sonra arkadaşlarına döndü. “- Kızlar, bahsi siz kazandınız. Bu kalas gibi vücuttan iyi bir dansçı çıkarabileceğime emindim ama olmadı. Bir yıllık çabam boşa gitti. Siz haklıymışsınız” dedikten sonra bana dönüp “- Senin kadar yeteneksizini görmemiştim. Bir yıldır seninle uğraşacağıma bir gergedanla uğraşsam şimdiye kadar dünya dans şampiyonu olurdu! Sen ise kerestelikten ancak bastonluğa terfi edebildin.  Aşk olsun” dedi ve gitti.

Çok kötü olmuştum. Ben de çıkıp eve gittim.

Derin bir hüzün içindeydim.

Dans konusunda duyduklarım bir yana, kız hakkındaki kötü niyetlerimi yürürlüğe koyma çalışmalarım da sonuçsuz kalmıştı.

Ben heyecan içinde ne yiyeceğimi şaşırmış, aç karnına bir dolu meze götürmüştüm.

Midem bulanıyordu.

Eve girdim.

Üzerinize afiyet ishal olmuşum.

Kızın bana yaptığına mı sinirleneyim, yoksa ishal ve karın ağrısı yüzünden üzüleyim mi bilemedim.

Eve gider gitmez kapağı tuvalete attım.

Saat 24:00’de millet yeni yılı kutlarken ben tuvaletteydim. 

Halit Kıvanç teorisi gereği benim yılı tuvalette geçirmem gerekiyordu. Saçmalamanın sonu yok.

O yıl şubat ayında okuldan mezun olmayı başardım.

Yaptığım planlama doğrultusunda hemen askere gittim. Çünkü askerliğini yapmayan doğru dürüst bir iş bulamıyordu.

Beni Sivas Temeltepe’ye verdiler. Kısa dönem er olarak askerliğimi yapıyordum.

Beni çavuş yaptılar. Sevindim.

Komutan yeni ünvanımı bana bildirdi:  Tuvalet görevlisi

Artık görev mahallim asker tuvaletleriydi.

Askeri disiplin tuvaletlerin pırıl pırıl olmasını gerektiriyordu.

Ülkenin en ücra köşelerinden gelen ve tuvalet eğitimi konusunda pek de parlak olmayan bir çok asker, sayemde pırıl pırıl tuvaletlere… girebiliyordu.

Emrimdeki erler tuvaletleri sürekli temizliyorlar, askerler de onların boş durmamaları için var güçleriyle çalışmalarını sürdürüyorlardı.

Annem benimle gurur duyuyordu: “Oğlum terfi etti, çavuş oldu. Tuvaletlerden sorumlu Çavuş” gibilerinden sözlerle komşulara övünüp duruyordu.

Tuvalet temizliği konusunda aşırı hassasiyeti ve sertliği ile tanınan Komutan bana emrini en açık sözlü haliyle  ifade etmişti:

- Tuvaletleri pırıl pırıl isterim. Bal dök yala dedikleri cinsinden olacak. Eğer tuvaletleri yeterince temiz bulmazsam bal döker yalatırım!

Bu çarpıcı emir, benim hayatımı öylesine etkiledi ki  rüyamda bile tuvaletleri temizletiyordum. Bir yandan da askerlere kızıyordum. Anneler neden……

 

Devamı mı? Tabii var. Ama onu okumak için azıcık bekleyeceksiniz…

“FERHAN BABA ÖYKÜLERİ-YENİ YILDA HER NE YAPARSAN….” için 1 Yorum

  1. Salih diyor ki:

    Ya ne zaman gelecek bu yazinin devami

Yorum yapın