Nisan 2010 için Arşiv

AKILLAR-FİKİRLER: HAZIR YENİ ANAYASA FALAN KONUŞURKEN SİGARA İÇENLERE BİR İYİLİK DÜŞÜNELİM…

Cuma, 30 Nisan 2010

Sigara konusunda yeterince olmasa da bazı kısmi tedbirler alıyor Avustralya.

Mesela bir paket Marlboro (ya da Türkçesiyle Malbora) ile bir şişe şarap aşağı yukarı aynı fiyata. 13 Dolar!

Hükümet bir karar alarak sigara fiyatına % 25 zam yaptı.

Bununla kalsa iyi.

Bir de sigara paketinin üzerinde yer alan çekici renkler arasında markanın bulunduğu bir kısım var ya, işte onların yerine kanserli bir ciğer, beyin, böbrek, dalak gibi muhtelif insan sakatatları resimleri koyuyor.

Bir sigaranın markasının ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, paketin ince kenarına bakacaksınız artık. 

Marlboro yazısı yerine kanserli bir beyin, ya da dudak resmi göreceksiniz.

Zaten sigaraya vereceğiniz para 16-17 dolar olmuş.

“Yaşasın Başbakanımız Kevin Rudd” diyecek gibi oldum önce;  ama bu tedbirleri yetersiz bulmaya karar verdim.

Kardeşim zengin Avustralleri böyle zamlarla caydıramazsınız.

İçen için 50 dolar yapsanız ne yazar?

Millette para bol.

İlle de sigara tüketimini azaltmak istiyorsanız; şöyle daha radikal çözümler gerekiyor.

Bence şu aşağıda sıraladığım tedbirler Türkiye’ye uygulansın. Bütün dünyaya örnek olur.

İşte radikal çözüm önerileri:

-  Sigara içenler ne diye benimle aynı (daha fazla…)

BİRAZ DA BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇELİM.

Salı, 20 Nisan 2010

Türk milleti çeşit sever. Ne kadar çok seçenek varsa, o kadar mutlu olur.  

Yıllar boyu değişik seçenekleri teker teker denemiş, ama bir karara kolay kolay  varamamış  bir millettir.

Mesela alfabe diyelim.

Biz Türkler, Göktürk Alfabesinden Kril Alfabesine, Arap Alfabesinden Yunan Alfabesine bir dolu alfabe değiştirmişiz. Sonunda Latin alfabesinde karar kılmış gibi görünüyoruz.

Tabii bu kararımız ne kadar sürecek, onu da bilemiyoruz.

Ekonomi deseniz, karma ekonomi, yarı sosyalist ekonomi, (Azerbaycan’ı, Türkmenistan’ı da sayarsak) komünist ekonomi, liberal ekonomi, hatta vahşi kapitalizm ekonomisine denemiş bulunuyoruz.

Yönetim olarak da padişahlıktan tek partiye (daha fazla…)

ÇAY KEYFİ

Pazartesi, 19 Nisan 2010

“- Eskiden sabah kahve içilirdi. Zaten sabah yemeğine bu yüzden kahve altı=kahvaltı diyoruz. Bir ara savaş zamanı kahve bulunmaz oldu. O gün bu gündür Türk milleti çaya alıştı. Her sabah çay içerek başlıyor güne.” demişti bir Batı Trakya Türkü arkadaşımız. 

Arkasından da “- Ama bizimkiler kahve içmeye devam ederler sabahları. Çay pek içilmez bizim oralarda..” diye de eklemişti.

Yunan milletinin çay ile pek arası yoktur gerçekten de.  Çay teklif edildiğinde “- Neden ki? Ben hasta mıyım?” şeklinde cevap alabilirsiniz.

Bizim memlekette ise bu kadar çok çay içildiği için olsa gerek, gelişmiş bir çay zevki oturmuştur.

Dilimiz hemen farkeder iyi çay ile kötüsünü.

 

İyi çayın kokusu ta uzaklardan alınır.

Rivayet edilir ki bir ara bir kaç terörist, silahlarıyla birlikte  ellerini kollarını sağlaya sağlaya askeri birliğin içine (daha fazla…)

BAK BEN SANA ANLATAYIM…

Pazar, 18 Nisan 2010

Avustralya’da Türk kitaplarını bulmak zor. Ama neyse ki onları ısmarlayabileceğiniz internet siteleri var. Her gün gazeteleri açınca düzenli olarak okuduğum yazarların başında gelen Güngör Uras’ın “Bak Ben Sana Anlatayım” adlı kitabı çıkmış.

 Şimdi okumak için Türkiye’ye gitmeyi mi bekleyeceğim?

 Ismarladım gitti.

 Daha doğrusu ısmarladım geldi.

 Kitabı bir buçuk günde bitirdim. Fark ettim ki aslında kitabı henüz elime gelmeden bitirmişim. Çünkü bir çok yazar  “Biz de biraz  tanıtalım abi” diye kitaptan birer parçasını yayınlamışlar. Onları okuyunca zaten kitabı okumuş oluyorsunuz. Bir de kitaba para verip ayrıdan okumaya gerek yok.

 Ha ille de “Kitabı kim yayınlamış, hangi yıl hangi matbaada basılmış, kitabın arka kapağında ne yer alıyor onları da bilmem şart” diye tepiniyorsanız, tamam gidin alın okuyun o zaman kardeşim.

 Güngör ağabeyimizin Türkiye’nin ekonomi bürokrasisi hakkında öğretici, öğretici ne demek içinde yaşıyormuşcasına duygular uyandıran pek çok hikayesi var. Bu arada milli yamukluklarımız (daha fazla…)

RADYO GÜNLERİ

Perşembe, 15 Nisan 2010

Çocukluğumda, şimdikilerle kıyaslandığında “kocaman” bir radyomuz vardı.

Henüz transistörlü diye bilinen o küçük radyolar ya yoktu henüz; ya da Türkiye’ye ulaşmamıştı.

Bizim radyolar “lambalı“ydı.

Arkasındaki kalın mukavvadan kapağın deliklerinden bakıldığında radyonun içinde bazıları pırıl pırıl, bazıları hafif sönükçe  yanan ince, uzun ampuller görülürdü.

Bu ampuller zaman zaman “biter“di. O zaman değiştirmek gerekirdi.

Radyonun üzerinde sanki bütün dünyadaki istasyonları alıyormuş gibi yüzlerce şehrin ismi yazılıydı; Roma, Monte Carlo, Kahire, Beyrut, Rabat, Tahran, Londra, Moskova, Sofya, Tiran vb.

Tabii radyo bütün bu istasyonların neredeyse hiçbirini -kısa dalgayı açmazsanız- çekmezdi. Olsa olsa bulunduğunuz şehrin radyosunu dinleyebilirdiniz: Ankara Radyosu, İzmir Radyosu, Çukurova radyosu gibi.

Yurttan sesler”; “Beraber ve solo (daha fazla…)

“İT DALAŞI DEVAM ETSİN” DİYENLERİN SAYISI ÇOK FAZLA ÇIKMIŞ… CIK CIK CIK CIK! ÇOK AYIP!

Cuma, 09 Nisan 2010

Yunanistan “Ege denizinin üstü benim” diyor.

Biz (ve bütün dünya) “Yok Yunanistancığım, oralar uluslararası hava sahası” diyor.

Yunanistan hopluyor: “Benim de benim!”

Biz de “Orası uluslararası havasıdır. Biz de güzel güzel uçak uçururuz” diyoruz.

Biz uçak uçurunca Yunanistan “Hava sahamıza girdi Barbar Türkler” diye bizim uçakları kendi savaş uçaklarıyla engellemeye çalışıyor.

Biz oralarda uçmazsak, hava sahasının onlara ait olduğunu kabul etmiş gibi bir şey olacağız.

Onlar “Tamam haydi buralar uluslararası (daha fazla…)

MARKA TAKLİTÇİSİ….

Cumartesi, 03 Nisan 2010

Avustralya’da Türk televizyonu izlemek için internete müracaat etmek gerek.

Zaman zaman TGRT Haber izliyordum.

Ama çok fazla değil.

Çünkü ikide bir “Ufo” adlı  bir ürünün tekrar ede ede sinirlerimi bozan berbat reklamları yayınlanıyor.

Bir tanesi de  “Valla markamızı taklit eden bir sürü tip var abi” mesajını veren bir reklam.

Geçenlerde bir alışveriş merkezinde DHC bölümüne gitmiştim.

(DHC=Def-i Hacet Center)

Ellerimi yıkarken bir de ne göreyim?

Kocaman harflerle “Geber it” yazı (daha fazla…)